Zeliha Demirel, Tin ve Beden Sergisi İçin, İst/2011

Ve havalandı ürküsüz kanat çırpışlarında gece / Mustafa Albayrak Resimleri

“Ve sabit bir sarsıntı olmaktan kurtuldu zaman”

İkonaklast geleneğe haykırışıydı tinin; zaman ve mekan ve beden dinamiği. Bu haykırış lirik bir anlatım diliyle kodlanmıştı. Zaman katmanları arasındaki yolculuğunda beden belki de zaptedemediği ruhunun peşindeydi, güzel ve kıvrak ve duru adımlarla.

Bireyden elementlere ve elementlerden “su” ya kurulan alegoride hareket suyun akış dinamiğinin ve yönünün teğetine artan ivmeyle devam ediyordu. Figürler bir adım daha atsa tuvalden, içinde bulunduğumuz mekana geçiş halini bize yaşatacak ve gölgeler bu geçiş halinde görünmez olana kadar uzayacaktı. Mekanlar belki de bize görünenin çok dışında ya da gözümüzle zaptedemediğimiz boyuttaydı. Yatay, düşey ve diyagonal bölünmelerle hem zaman mekanın içinden, hem de mekan zamanın içinden geçiyordu. Ama en çok da figür (insan) hem zamanın içinden, hem de mekanın içinden lirik bir ağıtla geçiyordu. Arkaik çağdan bu yana insanlığın zaptetmeye çalıştığı “su” burada bir yandan  insanı sarıp sarmalıyor öte yandan akışa izlek oluşturuyordu. Her şey akıyor, zaman, mekan, insan, tin, ten, beden akıyordu.

Gelenekte ve resimsel izlekte şimdiye kadar figür sabitti, belki figüre eşlik eden, obje ve nesneler ve elementler de sabitti. Bu bakımdan resimler ikonaklast geleneğe bir karşı duruş sergiliyorlar, hareketi bize sunarken ve hareketin içine bizi çekerken. Resimlerdeki bu dinamizm demlenmiş renklerle dinginlik oluşturmakta ve bu dinginlikte kompozisyon hem içinden geçtiğimiz an’ın içinde hem de dışında görüngü sunmaktadır.

Sergi ikinci katta sunulan bir enstelasyon ile pekiştirilmiş, adeta tuvalden bir figür mekanın tam ortasına fırlamış bir yandan bizim dünyamıza yaşamaya devam ederken diğer yandan bizi kendi dünyasına çağırmaktadır. Bu sunumla zamanın hem içinde hem dışında oluşumuz pekiştirilmiş, insanın ya da maddenin zaman katmanları arasındaki yolculuğuna gönderme yapılmıştır. Kim bilir belki de yalnızca ışık ve sudan ibaretiz…

frenhofer’ın huzursuz gölgesi

düş ve gerçek bedeninden sıyrılır

som siyaha doğar doğu(m)un çocukları

merakın kaygıyla kemirdiği benlik

ötelerde ötekilerdedir

yolculuk güneşin doğduğu yeredir

gece istila eder imgeleri

‘düşü gerçeğe dönüştüren picasso

var olanın ardına bakabilen fuseli

görünenin ötesini görebilen frenhofer

tabloda gecikmiş çocukluk

balzac’ın dinmeyen acısına teğet’

tedirgin gölge beklemekte atarın otuz kuşu’nu.

Ve havalandı ürküsüz kanat çırpışlarında gece.

Teşekkürler Mustafa Albayrak çalışmalarınızı bizimle paylaştığınız ve sabit olanı yıkma yolunda fişeklediğiniz için.

Zeliha Demirel / 07.01.2011